1. Neredeyse üç yıl önce pek çoğumuzun bilmediği, şu an ise gündelik pratiklerden küresel çapta yaşanan savaşlara kadar sosyal yaşamın her yanına sızmış bir teknoloji yapay zekâ. Sizce yapay zekânın bu kadar radikal bir hızla yayılmasının nedenleri nelerdir? Bu durumu sosyo-ekolojik açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yapay zekâyı sadece teknik açıdan ele alsak bile eski bir tarihi var. 20. yüzyıl ortalarından beri örüntü tanıma, doğal dil işleme, makine öğrenmesi gibi farklı alanlarda devam eden çalışmalar hep vardı. Son yıllardaki yaygınlık daha çok, üretken yapay zekâ ve büyük dil modelleri denilen yöntem ve araçlarla ilişkili. Bu yükselişin hem teknolojik hem de toplumsal yanları var.
Teknolojik nedenler olarak veri, hız ve işlem kapasitesi ve yöntemlerdeki gelişmeleri sayabiliriz. İnternet, sosyal medya ve mobil cihazlardan alınan büyük miktarda veri bu tür modelleri eğitecek yakıtı sağladı. Tabii, bu verinin dünyanın her tarafındaki insanlar tarafından üretildiğini ve çoğunlukla bu ürünlere ilksel birikim gibi el koyulduğunu unutmayalım. İkincisi grafik işlemci birimleri (GPU) ile işlem kapasitesi, hızı önemli oranda yükseldi. Günümüz İnternetinin altyapısı olan veri merkezleriyle işlem yapabilme kapasitesi arttı. Üçüncüsü de daha önceden yapay sinir ağları denilen yöntemlerin iyileştirilmesi ve “derin”leştirilmesi ile daha iyi sonuçlar alındı. Bu yöntemler, derin öğrenme denilen ve temelde veriler arasında bağıntı kurmayı sağlayan karmaşık matematiksel fonksiyonlara dayanıyor.
Ama bence yaygınlaşması açısından daha önemli etkenler arasında, emperyalist kapitalist sistemin iç hareketleri, itkileri ve arayışları var. Bir yanıyla kapitalist üretim ilişkileri içinde, teknolojinin kadim kullanım işlevleri var. Sermayenin kâr edebileceğini düşündüğü yeni metalaşma alanları oluşturma hedefleri var. Emek gücünün yerine makinelerin koyulmasıyla emek gücünün üretimden dışlanması, emek gücünün denetimi ve göreli artı değeri artırma vb. çabaları var. Makineler ve otomasyon kapitalizmin çıkışından beri bu hareketlerin taşıyıcısı. Zaten yapay zekâ ve otomasyonun bir kökünü Charles Babbage’ın 19. yüzyılda zihinsel emeğin bölünmesi, otomatikleştirilmesi, kontrol edebilmesi üzerine yaptığı çalışmalara ve köle plantasyonlarındaki emek denetimine götürebiliriz.¹
Bu açıdan tıpkı makinelerin ve robotların fiziksel emeğin karşısında olması gibi zihin emeğine karşı da “yapay zekâ”yı görüyoruz. Zihin emeğini vasıfsızlaştırıyor, zihin emeğini üretimden dışlıyor, toplumsal zihin emeğin yetilerini kendinde topluyor, üretim sürecini ve hızını kontrol edilebilir hâle getiriyor. .
Önemli bir diğer nokta da var olan yapısal sorunlara karşı, sistemin bir çözüm göstermesi açısından yapay zekâ, bulunmaz Hint kumaşı. Elektrik gibi üretim ve bölüşümün her alanını etkileyebilecek, verinin olduğu her alana sızabilecek esnek bir teknoloji. Bu açıdan ekolojik, toplumsal, ekonomik birçok sistem probleminin yapay zekâ ile çözüleceğine dair bir beklenti oluşturmada, hedef şaşırtmada önemli bir ideolojik işlevi var. Örneğin yapay zekânın hem emek üretkenliğini artıracağına hem de enerji verimliliği ve çevreyle ilgili konularda ekolojik sürdürülebilirliği artıracağına dair umutlar, vaatler var.
2. Yapay zekânın ekoloji ile ilişkisi çok farklı şekillerde ele alınabiliyor. Kimileri ekolojik yıkımı çok daha hızlandıracağı ve dolayısıyla insanlığın sonunu hızlandıracak bir teknoloji olarak görürken (tekno kötümserler), kimileri de tüm bu yıkımı durduracak ve bizi insanlık ötesine taşıyacak çok önemli bir teknoloji olarak görüyor (tekno iyimserler). Bizim hangi yaklaşımı benimsememiz makul olur? Başka bir yaklaşım da mümkün mü?
Öncelikle yapay zekânın ekolojik yıkıma etkisinin çoğu zaman, az gösterilmeye çalışıldığını belirteyim. Genelde, prompt denilen, hani yapay zekâ aracından bir şey isterken yazdığımız metinlerin, tekil çevresel etkisinden bahsediliyor. Burada dikkate alınan, daha önceden eğitilmiş bir modelin son kullanıcı tarafından çağrılması sadece. Buna çıkarım (inference) deniliyor. Sadece bunu ele alan böyle bir bakış, karbon ayak izine benzer şekilde meseleyi kişiselleştiriyor, toplumsal alandan uzaklaştırıyor, ardındaki toplam süreci ve asıl sorunu gizliyor.
Bu bahsedilen promtplar, aslında devasa bir sürecin sadece yüzeyinde kalan anlık dilimler. Kate Crowford’un Atlas of AI² kitabında vurguladığı gibi yapay zekâ; aynı zamanda, tüm gezegeni saran tedarik zincirlerine sahip, geniş bir kaynak çıkarma ve lojistik sistemi ile desteklenen, son derece organize olan sermayenin tezahürü. Geniş bir fiziksel altyapı ve kablo ağına dayanıyor. Veri merkezlerinin inşası sırasında kullanılan kaynaklar yanında cihazların üretilmesi ve modellerin eğitimi sırasında enerji tüketimi var. Yüksek performansla kullanılan cihazlar aşırı ısındığından bu cihazları soğutmak için şebeke suyunun kullanımı, veri merkezlerine enerji sağlayan santrallerin yine suyla soğutulması, çiplerin üretilmesinde saf su kullanımı var. Çipler, kablolar, bellekler için gerekli materyalin madenciliği sırasında yeryüzünün altının üstüne getirilmesi, ürünlerin lojistiğindeki kaynak tüketimi, devasa dijital çöpler gibi çok farklı süreçte çevresel etki sayabiliriz. Yani dünyanın her yerine yayılmış ve her noktasının ağırlığının olduğu devasa bir çevresel etki ağı var.
Uluslararası Enerji Kurumunun Yapay Zekâ ve Enerji Raporuna³ göre veri merkezleri, 2024 yılında dünya elektriğinin yaklaşık %1,5'ini kullanmış. Yine bu rapora yapay zekâ odaklı tipik bir veri merkezi 75.000 hanenin tükettiğinden daha fazla elektrik tüketirken, yaklaşık 6.500 hanenin su tüketimine eşdeğer su tüketiyor. Bazı kaynaklarsa yaklaşık 10.000 ila 50.000 kişilik bir bölgeye eşdeğer su tükettiğini belirtiyor⁴. 2030’a kadar da veri merkezlerinin elektrik ve su tüketiminin iki katından fazla olacağı tahmin ediliyor.
Bu açıdan bakınca gerçekten de ekolojik yıkıma etkisinin büyük olduğu görülebilir. Ama tam da bu noktada bu yıkımı artıran asıl nedenin teknolojinin kendisi değil teknolojinin içinde bulunduğu toplumsal ilişkiler ve toplumsal süreçler olduğunu hatırlamak gerekir. Yani yapay zekânın ekolojik yıkımı hızlandıracağı öngörüsü de yavaşlatacağı iddiası da teknolojinin özerk bir olguymuş yanılgısında birleşiyorlar. Teknolojinin ve özelde yapay zekânın nasıl üretileceği ve nasıl kullanılacağı sermaye birikim hareketinin yani sürekli büyüme itkisinin, şirketler arası rekabetin, kârı artırma çabasının sonucu. Mesela eğitimi aylarca süren modellerin çok kısa sürede piyasadan çekilmesi veya atıl kalması, yerine hemen yenilerinin gelmesi veya yeterli çalışma yapılmadan yeni modellerin hemen piyasa sürülmesi... Neredeyse her hafta yeni bir model duyurarak bu yarışta öne geçmeye çalışıyorlar ve önceki modeller ve kaynaklar bir anlamda çöpe gidiyor. Geçen yıl Çin’de ortaya çıkan DeepSeek, aslında daha az işlem kapasitesiyle yani daha az kaynakla, yakın sonuçlar alınabileceğini gösterdi. Yöntemde yapılan değişiklikler ile de iyileştirmeler olabilirmiş. Ama şirketler; modelin ne için kullanıldığı, ne kadar işe yaradığı ve nasıl işlediğinden çok yeni bir değerleme alanı olarak o piyasaya hızlı ve yaygın bir şekilde hakim olmayla yani rekabette öne geçmekle ilgileniyorlar.
3. Şirketlerin emisyon verilerini tarayan ve derleyen DitchCarbon sitesine göre OpenAI’ın çevresel etkileriyle veya sürdürülebilirlikle ilgili bir raporu yok⁵. Pek çok büyük yapay zekâ şirketi için de benzer bir durum geçerli olabilir. Bu durum yapay zekâ şirketlerinin verilerini açıklamasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yokluğundan ya da boşluğundan mı kaynaklanıyor? Ve bu boşluk yapay zekânın gerçek çevresel etkisi ile ilişkili olabilir mi?
ChatGPT, Kasım 2022’de piyasa sürüldüğünde 5 gün içinde 1 milyon kullanıcıya ulaştı. Bu mart ayından itibaren, haftalık 900 milyon kullanıcıları olduğunu raporladılar. Muhtemelen 1 milyar kullanıcı sınırını en erken aşan araç olacak. Şubat sonunda 110 milyar dolar, Mart sonunda da 122 milyar dolar tutarında yeni yatırımla 852 milyar dolarlık piyasa değerlemesi duyurdular. Şu anda aylık 2 milyar dolar gelir elde etmekle övünüyorlar.
Ve dediğiniz gibi OpenAI çevresel etkilerle ilgili pek bir şey paylaşmıyor. Çevresel etkisine dair ilk açıklama CEO’su Sam Altman’ın kendi blogunda yazdığı bir yazıda⁶ parantez içinde verilen sayılar oldu. Yani geçerken öylesine değindi. O kadar garip ki yapay zekânın etkisini inceleyen bazı çalışmalar bile, bu değinmedeki sayılarla kıyaslama yapmak zorunda kalıyor.
Yapay zekâ araçlarıyla ilgili veriler, istatistikler pek paylaşılmadığı için bu araçların çevresel etkisi bazı ölçümlerle veya hesaplamalarla tahmin edilmeye çalışılıyordu. De Vries 2023’te Google’ın bazı açıklamalarına ve kullanılan donanımlara bağlı bazı ölçümlere göre yaptığı bir çalışmada⁷ promptların 3 Wh (watt-saat) elektrik kullandığını tahminledi. Üretken yapay zekâ araçlarının çevresel ayak izini tahminleyen EcoLogits, bu değerin 1.83 Wh ile 6.95 Wh arası değiştiğini belirtiyor.
OpenAI Akademisi yükseköğrenim topluluğunda yazılmış “YZ’nin Çevresel Etkisi” adlı bir yazı var⁸. Asıl olarak De Vries’ın öne sürdüğü tahminlere karşı yazılmış ve yaklaşık 0.3 watt-saat olduğunu bulan Epoch.AI çalışmasına atıfta bulunuyor. Muhtemelen Sam Altman da bu tahminleri kullanıyordu. Bu yazıda ekolojiyle ilgili karşılaştırma yapan çalışmalarını desteklediklerini söylüyorlar. Ama bu karşılaştırmayı yapanlar OpenAI’ın modelleri açık olmadığı için onu karşılaştırmaya dahil edemediklerini belirtiyorlar.
Bunları neden anlatıyorum? Geleceğin yapay zekâsını kuracaklarını, dünyayı yapay zekâ ile değiştireceklerini iddia eden, her ay milyar dolarlar kazanan, kullanıcısı 1 milyara dayanan vakıf görünümlü şirketin yeryüzünün geleceğiyle ilgisinin ne durumda olduğunu, bu konuda ne kadar ciddiyetsiz davrandıklarını göstermek için...
Google Gemini ve Mistral AI kendi yapay zekâ araçlarının çevresel etkisiyle ilgili bazı raporlar ve çalışmalar yayınladılar. Böylece en azından bazı ölçümleri paylaşmış oldular. Fakat genelde belirli sayılara odaklanmamızı sağlayacak, bazı şeyleri dışarıda bırakacak şekilde raporluyorlar. Şirketler bu tür verilerle ilgili şeffaf değil, bir rapor sundukları zaman da kısıtlı süreçleri hesaba katıyorlar. Genellikle veriler ve iddialar bağımsız araştırmacılar tarafından kontrol edilmiyor, doğrulanmıyor.
Mesela OpenAI’ın sahiplendiği sayılarda olduğu gibi Google'ın raporu da yalnızca metin sorgularını dikkate alıyor. Görüntü ve video oluşturmayı hesaba katmıyorlar. Daha uzun sorular ve yanıtlar, aynı şekilde mantık yürütme gibi farklı modeller kullanmak veya farklı senaryolar da enerji talebini artırabilir. Daha karmaşık sorguların ne kadar enerji gerektirdiği veya aralığın dağılımının ne olduğu hakkında bir şey bilmiyoruz.
Modern yapay zekâ "akıl yürütme modelleri" genellikle bir cevaba ulaşmak için prompt zincirleme⁹ denilen birden fazla dahili, gizli alt sorguyu tetikler ve bu da tek bir görünür kullanıcı isteminin etkisini yüksek oranlara çıkarabilir. Yapay zekâ sadece sohbet botlarında değil, her yerde (sosyal medya, çevrim içi alışveriş, çevrim içi TV, bilet arama, bankacılık, haritalar vd.) ve çoğu zaman bunun farkında bile değiliz.
Başta da dediğim gibi promptların ortalama olarak ne kadar çevresel etki yaptığı bize pek bir şey anlatmaz. Doğa, salınan ortalama karbona bakmaz; toplam miktar önemlidir. ChatGPT, Gemini gibi YZ araçlarının kaç sorgu aldığını bilmiyoruz, bu nedenle bunların toplam çevresel etkisini de bilmiyoruz. Veri merkezlerinde, model eğitim süreçlerinde bazı optimizasyon yöntemleriyle çevresel etkiyi azaltmaya çalışıyorlar. Ortalamalar düşse bile Jevons paradoksunun da gösterdiği gibi toplam miktar artabilir. Jevons Paradoksu temelde bir kaynağın kullanım verimliliğini artıran teknolojik gelişmelerin o kaynağın toplam tüketiminde düşüş yerine artışa yol açtığını gösterir. Yani enerji tüketiminin düşmesi kullanım sıklığını ve yaygınlığını ve dolayısıyla toplam tüketimi de artıracaktır. Burada da yapay zekâ araçlarının kaynak kullanımının azalması toplam kullanımı artırabileceğini öngörebiliriz.
Şirketlerin bu tür verileri paylaşmalarını zorunlu tutan veya olanak sağlayan şeffaflık ile ilgili yasalar olsa bile “ticari sır” denilerek kaçabiliyorlar. Mesela İspanya’da Amazonun üç veri merkezinin su tüketimiyle ilgili sadece bir belediye veri sağladı, diğer belediyeler şeffaflık yasasına rağmen açıklama yapmadı. Benzer şekilde ABD Oregon’da Google “ticari sır” diyerek veri merkezleri su tüketimini açıklamadı, ancak dava süreci sonunda açıklamak zorunda kaldılar.
Bu tür verilerin, taahhütlerin açıklanması için bile insanların araçları daha ekolojik kullanma talepleri, toplumsal baskı, taban hareketleri, ısrarlı mücadeleler, vb. gerekiyor. Ancak böylesine bir karşı hareket olunca açıklama yapmak, süreçlerini iyileştirmek zorunda kalıyorlar.
4. 2. soruda tekno iyimser olarak belirttiğimiz bazı yaklaşımlar yapay zekâyı gelecekte ekolojik krizi çözmemizi sağlayacak bir kurtarıcı olarak sunuyor. Oysa dünyanın pek çok yerinde veri merkezlerine ve oluşturdukları dönüşüm ve yıkıma karşı yerel direnişlerle karşılaşıyoruz. Siz bu yaklaşımlar hakkında ne düşünüyorsunuz, “iyimser” olmalarının arkasında yatan gerekçeler sizce neler?
Yapay zekâ dediğimizde aklımıza ilk gelen ChatGPT ve Gemini gibi dil modellerinin, bu teknolojiler metin tabanlı çalıştıklarından aslında ekoloji alanında kullanımı kısıtlı. Ama geniş anlamda yapay zekâyı ele alırsak; veri işleme, veri analizi, örüntüleri tanımada etkili, veriler arası matematiksel ilişkiler kuran yapay zekâ modelleri gerçekten de bazı alanlarda kullanışlı olabilir. Ekoloji alanında kaynak optimizasyonu, enerji dağıtımının optimizasyonu, emisyon azaltma, çevre gözlemi, atık yönetimi gibi uygulama alanları var. Ekoloji bağlamında tekno iyimser olanlar yapay zekâ yöntemlerinin bu alanlarda kullanılmasından yola çıkarak ekolojik olarak da olumlu etkisi olacağını umuyorlar.
Ama bir teknolojinin potansiyelinin olması onun her zaman gerçekten çözüme bir katkısı olacağı veya sorunu tamamen çözebileceği anlamına gelmez. Kendi içinde; yeterli verinin mevcut olmaması, veri kalitesinin yetersiz olması gibi teknik zorluklar yanında hukuki zemin, uygulanabilirlik gibi riskler hep var.
Ayrıca şimdiye kadar birçok kez ekolojik yıkımın ve iklim krizinin teknolojik bazı yeniliklerle çözüleceği iddia edildi, umuldu. Ama gerçeklik ortada. Yapay zekânın çözeceğini iddia etmek de bu türden bir tekno-çözümcülük. Yani karmaşık sosyal, politik sorunların teknolojik çözümler, uygulamalar veya algoritmalar ile çözülebileceği inancı. Bu yaklaşım, sorunun asıl kaynağını görünmez kılarak yanılsama yaratıyor. Sistemik değişikliklerin tartışılmasını engelliyor, asıl nedenlerden çok semptomlara odaklanıyor. Oysa ekolojik yıkım da diğer sosyo ekonomik meseleler gibi bir teknoloji sorunu değil ki. Emperyalist kapitalist sistemin yapısal sorunu. Teknolojik olarak yetersiz olduğumuz için değil, kapitalist üretim ilişkilerinin sınır tanımaz, sürekli büyüme itkisi nedeniyle dünya yıkım yaşıyor. Her yanımız savaş, her yanımız deşilmiş topraklar, her yanımız kuraklaştırılmış su kaynağı… Sermayenin artı değeri artırma, kâr peşinde koşma, sermaye arası rekabet gibi hareketleri, insanı ve doğayı her zaman ikinci plana iter.
Dediğiniz gibi dünyanın farklı bölgelerinde kurulan veri merkezleri doğrudan yerel çevreyi ve yerel toplulukları etkilediği için birçok yerde taban mücadelelerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Çünkü insanlar doğrudan kuraklıkla, iklim krizinin etkileriyle baş başa kalıyor. Şili'de değerli yeraltı su kaynakları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Elektrik kesintilerinin uzun zamandır rutin hale geldiği Güney Afrika'da veri merkezleri ulusal şebekeyi daha da zorluyor. İrlanda'da veri merkezleri ülkenin elektriğinin yüzde 20'sinden fazlasını tüketiyor. Benzer kaygılar ve mücadeleler; Brezilya, İngiltere, Hindistan, Malezya, Hollanda, Singapur, İspanya ve ABD’de ortaya çıktı.
Örneğin ABD’deki Veri Merkezi İzleme (Data Center Watch) ekibi, 50 MW'ın üzerinde veri merkezi projesi bulunan 28 eyaleti incelediğinde yeni veri merkezlerine karşı aktif olarak örgütlenen 142 örgüt/hareket tespit etti¹⁰.
Veri Merkezi İzleme’nin araştırmasına göre ABD’de veri merkezlerine karşı yapılan yerel mücadeleler, sadece Mart 2025 ile Haziran 2025 arası 20 projenin, tahmini 98 milyar dolarlık projenin, engellenmesine veya ertelenmesine neden oldu. Bu mücadelelerin getirdiği basınçla Microsoft ve OpenAI ABD’de “iyi komşular” olacakları, veri merkezleri kurulacak bölgelerde elektrik bedellerini artırmama, yerel halka iş olanakları yaratma, kendi su kullanımlarını en aza indirme gibi taahhütlerde bulunan açıklamalar yapmak zorunda kaldılar. Yani sonuçta böyle bir potansiyelin gerçekleşebilmesi için bile mücadele etmek gerekir.
5. Peki teknolojinin gelişmesi bizi insan-doğa arasındaki çatışmanın geri döndürülemez bir seviyeye ulaştığı noktaya doğru mu götürüyor? Bunu savunan ideolojik yaklaşımlar da mevcut. Sizce yapay zekâ ekolojik yıkımın neresinde duruyor? Tam aksine bu yıkımı geriye döndürme potansiyeli de var mı?
Teknolojinin, özelde yapay zekânın gelişmesi farklı vektörler barındırıyor bence. Demin bahsettiğim gibi bir yandan yıkımı artıracak bir etkisi var, bir yandan ekolojik sorunlarla ilgili uygulamalar yapılmaya çalışılacaktır, bir yandan yapay zekâ uygulamalarının kendi verimliliği için çalışmalar yapılacaktır. Veri kısıtlılığı, yapay zekâ yöntemlerinin yapısal sınırları, kâr oranının düşüklüğü gibi nedenlerden olumlu etkilerinin az olacağını düşünüyorum.
Ama burada asıl nokta şu: Yeryüzünü geri döndürülemez ekolojik eşiklere asıl götüren emperyalist kapitalist sistem. Çünkü söylediğim gibi bu gidişatı belirleyen, yön veren özerk olarak teknolojinin kendisi değil. Sınıf mücadelesinin geri olduğu, kapitalizme alternatifin pek olmadığı veya gündeme gelemediği bir dönemde emperyalist kapitalist sistem hiçbir sınır tanımıyor. Bu anlamda teknolojinin gelişmesi değil de içinde yaşadığımız kapitalist üretim ilişkileri, toplumsal eşitsizlik, mülkiyet ilişkileri, sermayenin dinamikleri o noktaya götürüyor, diyebiliriz. Bu döndürülebilir mi? Yapay zekâ tek başına bu yıkımı geri döndüremez. Bahsettiğim doğrultuların ortaya çıkaracağı geleceği belirleyecek olan temelde toplumsal mücadeleler. Bu açıdan bu gidişatın ancak kapitalist ilişkilerin ortadan kaldırılmasını hedefleyen; emek ile ekoloji ve diğer toplumsal mücadeleleri birleşik bir güç olarak ören mücadelelerle değişebileceğini düşünüyorum.
6. Günümüzde alternatif-sürdürülebilir yapay zekâ örnekleri var mı? Bunları sürdürülebilir yapan etmenler nelerdir? Kapitalist sistemde sürdürülebilirlik gerçekten mümkün mü yoksa bu kavram sermayenin aklanması için bir araç olarak mı kullanılıyor?
Enerji verimliliğini veya çevresel etkiyi merkeze alan alternatif yapay zekâ araçları var. Örneğin Thaura AI “hassas konularda gerçeği sulandırmıyor, ötekileştirilenlerin sesini bastırmak yerine merkeze alıyor, enerji verimliliğini önceleyen bir yaklaşım benimsiyoruz¹¹.” gibi ilkeleri temel alıyor. Bir diğer örnek olarak Ecosia, tüm kârlarını iklim eylemliliği için kullandıklarını ve dünya çapındaki ağaç dikme projeleri yaptıklarını belirtiyor. Yine fosil yakıtlar yerine rüzgar, güneş gibi enerji projelerini finanse ettiğini belirten Viro diye bir araç var. Enerji verimliliğini temel alan araçlarda teknik olarak arka planda istenilen işe göre daha küçük, daha verimli veya daha uygun modeller seçilebiliyor. Ayrıca yapay zekâ araçlarının ekolojik ayak izinin ne olduğunu gösteren bazı çalışmalar ve EcoLogits, AI Energy Calculator, Deloitte AI Carbon Footprint Calculator gibi hesaplama araçları var.
Yapay zekânın sürdürülebilirliği ile ilgili şirketler, devlet kurumları, üniversiteler, dernek vb. oluşturduğu bazı sistem içi koalisyonlar, merkezler, enstitüler var. Sürdürülebilir yapay zekâ, sorumlu yapay zekâ, yeşil yapay zekâ gibi isimler kullanılıyor. Ama ekolojiyle ilgili diğer alanlardan da gördüğümüz üzere bu çabalar, şirketlerin ve hükümetlerin kendini akladıkları, tepkileri soğuran, hedefi şaşırtan ve hatta bu hassasiyeti de piyasalaştıran bir yerde duruyor. Sermaye, yapay zekâyı "çevreci" olarak pazarlarken, aslında bu teknolojiyi daha fazla meta üretmek ve pazarlamak için kullanıyor. "Sürdürülebilir YZ" etiketi, şirketlerin bir reklam stratejisine dönüşüyor. Dediğiniz gibi bir tür aklama aracına dönüşüyor. Bununla ilgili çarpıcı bir örneği BP'nin 2000'li yıllardaki çevre kampanyalarında görmüştük. CEO'su çevre ödülleri alıyor, “yeşil kapitalizm” için sembol gibi görünüyordu. Meseleyi kişiselleştirme için “karbon ayak izi”ni de buldular¹². Fakat kendini temize çekme çalışmaları 2005 ve 2010'daki “kaza”lara tosladı. Bu cinayetlerde onlarca işçi hayatını kaybederken 2010'daki sızıntı okyanustaki en büyük petrol sızıntılarından biri oldu. O dönem BP ve ilişkili şirketlerin petrol sızıntısı riskini artıran kararlarının birçoğunun, bu şirketlere önemli ölçüde zaman ve para tasarrufu sağladığı gösterildi¹³. Yani kapitalistler için kâr söz konusu olduğunda ne insan hayatı ne doğanın bir önemi var.
7. Son olarak ekolojik bir toplumda yapay zekânın yeri ne olabilir? Gerçek anlamda sürdürülebilir bir toplum için yapay zekâyı kullanmak mümkün mü?
Temelde böyle bir toplum için hedefin; sınır tanımaz kâr güdüsü değil, ekosistemlere zarar vermeyecek şekilde insan ihtiyaçlarının karşılanması ve gezegenin aşılmaması gereken bir sınır olarak kabul edilmesi olmalı. Ayrıca emek gücünün yabancılaşmasının aşılması gibi insanın parçası olduğu doğa ile yabancılaşmasının da aşıldığı bir ufuk önemli.
Öyle bir toplumda, teknolojinin nasıl kullanılacağını şimdiden söylemek mümkün mü, bilmiyorum. Var olan yapay zekâ teknolojilerinin şu anda içinde yaşadığımız toplumun verileriyle eğitildiğini aklımızda tutmamız iyi olur. Yani kapitalist sistemin ideolojik körlüklerini, yanlılıklarını, önyargılarını taşıyor. Öte yandan geleceğin araçları bugün var olan araçlar, toplumsal ilişkiler ve mücadeleler içinden çıkacak. İlkelerini ortaya çıkarmak, bu ilkeler için diretmek, nüvelerini yaratmak, alternatifleri zorlamak bu anlamda önemli.
Yine de şöyle örnek verebilirim. Günümüz kapitalist toplumunda üretim ile ihtiyaç arasında uyumsuzluk olduğu ortada. Milyarlarca insanın temel ihtiyaçları karşılanamazken aslında ihtiyacımız olmayan birçok şey de kâr getirdiği için piyasada. Üretimin ihtiyaçlara dayalı olduğu bir toplumda ise farklı bölgelerin üretimi, dağıtımı ve bölüşümünün adil, ekolojik olabilmesi için veri analizi, planlama gibi alanlarda yapay zekâ kullanılabilir belki. Ayrıca hangi bölgede ne kadar enerjiye ihtiyaç olduğu ve bunun nasıl ekolojik yük olmadan sağlanacağı planlanabilir.
İşte böyle bir toplumu gerçek kılabilmek için kapitalizme karşı örgütlenmek, mücadele etmek, farklı mücadele alanlarını birleştirmek ve kapitalist üretim ilişkilerini alaşağı etmek önemli. Yapay zekânın potansiyelini gerçekleştirebilmesinin önkoşulu da bu.
Kaynakça
- Meredith Whittaker, Köken Hikayeleri: Plantasyonlar, Bilgisayarlar ve Endüstriyel Denetim, çev. T. Emre Kalaycı, https://www.iyimserirade.org/koken-hikayeleri-plantasyonlar-bilgisayarlar-ve-endustriyel-denetim/, 04.2025.
- Kate Crawford, Atlas of AI: Power, Politics, and the Planetary Costs of Artificial Intelligence, Yale University Press, 2021.
- International Energy Agency, Energy and AI, https://www.iea.org/reports/energy-and-ai/ , 04.2025, Erişim: 04.2026.
- Miguel Yañez-Barnuevo, Data Centers and Water Consumption | Article | EESI, Erişim 04.2026.
- DitchCarbon, OpenAI Emissions Breakdown & Climate Score, Erişim 04.2026
- Sam Altman, “The Gentle Singularity”, https://blog.samaltman.com/the-gentle-singularity, 11 Haziran 2025, Erişim: Nisan 2026.
- Alex de Vries, The growing energy footprint of artificial intelligence, Joule, c:7, sayı:10, https://doi.org/10.1016/j.joule.2023.09.004, 10.2023.
- Alex de Vries, The growing energy footprint of artificial intelligence, Joule, c:7, sayı:10, https://doi.org/10.1016/j.joule.2023.09.004, 10.2023.
- Prompting Guide, Prompt Chaining, https://www.promptingguide.ai/techniques/prompt_chaining, 01.2026.
- Data Center Watch, 125% Surge in Data Center Opposition, www.datacenterwatch.org.
- Diyar Saraçoğlu, Thaura.ai: Ötekileştirilenlerin sesini bastırmak yerine merkeze alıyoruz https://bianet.org/haber/thaura-ai-otekilestirilenlerin-sesini-bastirmak-yerine-merkeze-aliyoruz-314777
- Rebecca Solnit, Big oil coined ‘carbon footprints’ to blame us for their greed. Keep them on the hook, https://www.theguardian.com/commentisfree/2021/aug/23/big-oil-coined-carbon-footprints-to-blame-us-for-their-greed-keep-them-on-the-hook, 08.2021, Erişim: Nisan 2026
- NBC News, Panel: BP, others made risky decisions before spill, https://www.nbcnews.com/id/wbna40932419 , 01.2011

