Doğanın Çocukları LogoDoğanın Çocukları
← Yazılara geri dön

Küresel Su İflası Çağının Geç İlanı: Suç Tüm İnsanlığa Atılabilir mi?

Zehra Yağmur Şimşek / 31 Ocak 2026 / elyazmaları.com

Küresel Su İflası

Birleşmiş Milletler yeni raporuyla “Küresel su iflası” çağını ilan etti (Global Water Bankruptcy, 2026). Rapor, tatlı su havzalarının kendini yenileyebileceği sınırların çoktan aşıldığını vurguluyor. Su kullanımının fazlalığını ve suyun aşırı kirletilmesini kuraklığın sebepleri olarak açıklıyor. Ancak su kullanımının fazlalığının sebepleri arasında kapitalist üretim tarzlarına değinilmiyor. Talan politikaları ile kurutulan göller, müşterek alanların özelleştirilmesi ise doğrudan göz ardı ediliyor.

Raporda da belirtilen yeraltı su kaynaklarının tükenmesi, obrukların giderek artmasıyla daha da görünür bir hâle geldi. Tatlı su kaynaklarının kendi yeniden üretimini gerçekleştirmesinin engellenmesi raporun belirttiğine göre yeni aşılmış bir sınır olsa da söylendiği kadar yeni bir sınır mı? Kuraklıkla, doğanın talanıyla uzun yıllardır karşı karşıyayız. Sebebi dolaylandırılarak halka, halkın su kullanımına atılamayacak bir konu su krizi. Su tüketiminin en çok olduğu alanlar arasında tarım gösteriliyor. Tarımın küçük çiftçilerin kontrolünden çıktığı gerçeği ne kadar görünür? Tarımda da yanlış uygulamalardan bahsediliyor ancak yanlış uygulamalar kapitalist üretimin kârı gözetilerek bilinçli olarak atılmıyor mu günümüzde?

Suç Kuraklığın Değil, Kapitalizmin

“Kuraklık” su krizini açıklamak için ne kadar yeterlidir, bu da tartışılması gereken önemli bir konu. Orman kaybı, kontrolsüz yapılaşma, yeraltı suyu kullanımı; havzalarının su döngüsünü doğrudan etkileyen faktörler arasında. Su krizi bu sebeplerle tek başına ele alınabilecek, salt “kuraklık” veya “iklim krizi” ile açıklanabilecek bir konu da değil. Su havzalarının kuruması, bir bölgedeki çevresel ve yönetimsel sorunların da sonucudur. Baktığımızda su havzalarından çekilen sular da hep sermayenin ihtiyaçları için kullanılıyor. BM raporunda bir çelişki olmasının sebebi de bu nokta, kuraklığın en büyük sebebi yeraltı sularının çekilmesinde görülüyor. Çekilen sular da yüzde 70 oranında tarımda kullanıldığı söylenirken sermayenin etkisi yok sayılıyor. Ancak yeraltı sularını çekenler de, ormanları talan edenler de kapitalist üretim çarklarında daha çok kazanmayı hedefleyenler. Kuraklığın sebebi olan doğa talanı, su havzalarının kendisini yenilemesi için gerekli süreci bozarken su havzasından her seferinde daha çok suyun çekilmesi de su havzasının kendisini yenilemesini imkânsız hâle getiriyor.

Su havzalarından suyun çekilmesinin çoğu sermayedar için kolay olduğunu da unutmayalım. Türkiye’de de bir sürü örneğini gördüğümüz müşterek alanların kullanım hakkının orada yaşayan köylülerden alınarak özelleştirilmesi, sermayedarlar için su havzalarının kullanımını kolaylaştırırken su havzalarından kaçak hatlar aracılığıyla da tonlarca su çekiliyor.

Türkiye’deki örneklerine değinecek olursak Sapanca Gölü’nün ve Salda Gölü’nün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasında çevresindeki ormansızlaşmanın da gölden sürekli olarak çekilen suların da etkisi var. Salda Gölü’nün çevresine asfalt dökülmesi, gölden kamyonla kum alınması göle zarar verirken gölün turizme açık olması, kamp alanı olarak kullanılması da gölün iç döngüsünü parçalıyor.

Ekolojik talan sadece ağaçların kesilmesini kapsamıyor, ekolojik bütünlüğün bozulması su kaynaklarının kurumasını da beraberinde getiriyor. Doğanın kendi yeniden üretimini gerçekleştirmesi sistematik talanlarla engelleniyor. Su havzalarından çekilen orantısız miktarlarda su, doğa katlinin katlanarak artması su havzalarının yok edilmesine sebebiyet veriyor. Kuraklık, iklim krizinin ve doğa talanın sonuçlarından bir tanesi. Kuraklığı kapitalist üretim tarzı ve talan politikaları içerisinde engelleyemeyiz. Emperyalist talan politikaları yaşamın bütünlüğünü yok ediyor. Suyun tükenmesi, yeraltı sularının çekilmesi ve su döngüsünün artık kendisini yenileyemeyeceği sınıra gelmesi tüm talan politikalarının, savaşların da bir sonucu. Doğa katli yaşamı ve yaşamın öznelerinden biri olan su kaynaklarını kaybetmemize neden oluyor.

Yerel Örnekler ve Eşitsiz Su Kullanımı

Türkiye’den Konya Ovası da 700 obruk ile rapordaki örnekler arasında. Tarımın su krizindeki etkisini en rahat gözlemleyebileceğimiz yerlerden biri Konya. Yeraltı su kaynaklarının çekilmesini, raporda belirtilen yanlış tarım politikalarının uygulanmasını burada gözlemleyebiliyoruz. Ancak Konya’daki organize sanayi bölgesinin varlığı da unutulmamalı. Köylüler suya erişebilmek için her seferinde daha derin sondaj kuyuları açmak zorunda kalıyorlar. Kendi yaşamları için de suya ulaşmakta zorluk çekiyorlar. Yanlış tarım politikaları, hayvancılık oradaki yeraltı sularını azaltırken organize sanayi bölgesinin kullandığı sular ihmal ediliyor. Bir yanda insanların kendi hayatlarını sürdürebilmek için aradığı sular varken diğer yanda bir sermayedarın kar etmesi için harcanan sular var.

Suyun kirletilmesinin sebepleri arasında en büyük rol de fabrika atıklarının su havzalarına atılması. Raporda su kirletilmesine ve su çekilmesine dair detaylı bir anlatım görebiliyoruz ancak su kirliliğinin sebepleri bütün insanlara atılıyor, aynı şekilde su havzalarından ve yeraltı su kaynaklarından çekilen sular da. Sermayenin buradaki payının büyüklüğü gizlenip suç her insana eşit oranda bölüştürülüyor.

Ancak su krizinin sonucuna değinilen bölümde suç tüm insanlara eşit oranda atılmış olmasına rağmen halkların, kadınların ve çocukların en çok etkilenen kesimler olacağı belirtiliyor. Ne kadar suçlu herkes olsa da sonucundan etkilenecek kesim olarak toplumun marjinalleşen kesimleri gösteriliyor. Su savaşlarının geçen yıllardaki sayıları ve giderek artacağı ve hangi bölgelerde artacağı da açıklanıyor raporda. Tabii ki gelişmemiş ülkeler kategorisinde bulunan bu listedeki ülkelerden göçlerin de artacağı açıklanıyor. Su kullanımının eşitsiz dağılacağı da raporda yazıyor. Su zengini olacak olan batı ülkelerinin koruması altında olması planlanan, su savaşlarının da artması beklenen halklar listesine baktığımızda emperyalizmin getirdiği savaş ve kıyımın arttırılmasının hedeflendiğini görebiliyoruz.

Kapitalist üretim ilişkileri hayatın her alanında içselleşmiş durumda. Doğa talanı, su havzalarının kullanımı ve şehirlerin genişletilmesi kapitalist üretim ilişkileri içerisinde sermayeye kazanç getiriyor. Yaşamın yok edilmesi modernleşme adı altında topluma içselleştirilirken ekolojik yıkımın sonuçlarını çeken de gene toplum oluyor. Kuraklık ve iklim krizinin gitgide artmak zorunda olduğu aşındırılıyor topluma. Kuraklık toplum içinde normalleşirken kuraklığın yaşamın yok edilmesinin gerçek sebebi olan kapitalist üretimin devamlılığı için gerçekleşen ekokırımın sonucu olunduğu göz ardı ediliyor. Ekolojik talanın sonuçlarından biri olan kuraklık da sadece antikapitalist bir ekoloji mücadelesi ve politikası ile durdurulabilir.